HALİL İBRAHİM SOFRASI
On bir ayın sultanı, mübarek Ramazan’dayız. İçerisinde bin günden daha hayırlı bir gece barındıran bu ayda, mütemadiyen yağan rahmetten hiç değilse bir tutam alabilme gayemiz var. Namazlar daha huşu, dualar daha istekli… Şüphe yok, Ramazan denilince akla ilk gelen kelimelerdendir, sahur ve iftar. Sahur, içe kapanıklığın –ev mahremi- olduğu zaman dilimidir. İftar ise bunun tam tersi. Müslümanların, Müslümanlar ile kaynaştığı vakittir, Ramazan’ın akşam ezanları. Yemek sofraları kurulur, fakir-fukara kurulan bu sofralarda muhtelif yemeklerden nasiplenir.
İnsanları birbirine kaynaştıran iftar sofraları, Osmanlı Devleti döneminde de Müslümanlığa yaraşır şekildeydi. O dönem yaşayan zenginler, iftar sofralarına garip-gurebayı davet eder, orucu hep birlikte açmanın hazzı yaşanırdı. Maddi olarak hali vakti yerinde olanlar, bilhassa yoksullarla aynı sofraları paylaşmaya özen gösterirdi, Osmanlılar. O kadar ki, birçok yoksul, çeşitli tatlı ve şerbetleri kurulan iftar sofraları ile sadece Ramazan ayında tadabilirdi. O yüzden, fakir fukaranın bayram tadında yaşadığı Ramazanlar kalırdı hatıralarda. Birçoğu dört gözle gelecek Ramazan’ı beklerdi.
Gün oldu, devran değişti. Topraklarımızın yaşadığı yönetim değişikliğiyle birlikte kültürler de tahavvüle uğradı. Belediye iftarları geldi, şehirlerin en işlek caddelerine. Sokakta yaşayanlar, iftara yetişemeyenler bu iftar çadırlarına koştu. Orucunu açan, yemeğini yiyen bir hayır dua etti, şehir idarecilerine. Bugün dahi Ramazan hatıraları konuşulurken, belediye iftar çadırları hatırlanır. Yaşanılan güzel anılar insanlara aktarılır.
Malumunuz; Ramazan, her yıl bir önceki seneye göre on gün önceden başlar. Yaklaşık 11-12 senedir yaz aylarına denk düşen On Bir Ayın Sultanı’nda, çadırlar açık hava iftarları ile yer değiştirdi. Büyükşehirlerde kocaman caddeler kapanarak iftar sofraları kuruldu. Zengini, fakiri herkes kurulan sofralardaki yerini aldı. Belediyeler yine başrol oynadı, bu sofralarda. Bir Osmanlı geleneğini yaşatma çabası ve gayesi güzel sonuçlar doğurduğunu tahmin ediyorum.
Son yıllarda ise iftar sofraları ne yazık ki amacı dışına çıktı. İyi mi oldu yoksa kötü mü oldu kestiremiyorum, seçimler, kaç senedir Ramazan sonrasına denk geldi. Hal böyle olunca Ramazan ehemmiyeti bambaşka boyutlara taşındı. Nasıl mı? Eskiden olduğu gibi caddeler kapatıldı, sofralar kuruldu. Ya da şehrin en lüks salonları tutuldu, siyasiler tarafından. Garip-gurebanın karnını doyurduğu iftar çadırları koltuğuna, miting iftarları oturdu. Politikacılar, akşam ezanına yarım saat kala aldıkları mikrofonla, kendi partidaşlarının kurulduğu masalara siyasi konuşmalar yaptı. Camiye uğramayan insanlar, milletvekili olabilmek adına teravihleri kaçırmaz oldu. Manevi bereket mi yoksa siyasi kıtlık mı? Ben rahmetin bol yağdığı iftar sofralarını yeğlerim.
2019’da seçimsiz bir Ramazan bekliyorduk ki, İstanbul seçimleri iptal edildi. Kendi kendime yine sokakların kapatılacağını, miting iftarlarının düzenleneceğini tahmin ederken, siyasiler ters köşe yaptı. Bu sene Ramazan’daki tartışma, farklı bir mecraya kaydı. Siyasi parti mensupları, hemen her gün bir ailenin evine giderek iftarlarını orada açmaya başladı. Pek tabi, geçtiğimiz yıllarda da bunlar yapılıyordu fakat hiç bu kadar gözümüze sokulmuyordu. Hele hele iftar için gidilen evlerden fotoğraf servis edildiği Ramazan’ı hiç bu kadar hatırlamıyorum.
Çat kapı esnaf görüşmesi, beklenmedik an da gelişen ev ziyaretlerinde olduğu gibi; yer sofrasında vatandaşlarla iftar açma geleneğini siyasetimize kazandıran isim, Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Hem de bunu devletin iki numaralı koltuğundayken Başbakan sıfatıyla yapmıştır. Kolay değil Türkiye siyasetinde algı oluşturmak. Hem de vatandaşın evindeki yer sofrasında iftar açmak. İstanbul Belediye Başkan Adayları şunu akıllarından çıkarmasın. Çalıştıkları ajans, yaptığı PR çalışmaları doğru düzgün yapsın. Erdoğan’ın yer sofrasında iftar açma geleneği halk nezdinde tuttu. Bu tartışma götürmez bir gerçektir. Şurası kaçırılmasın, Erdoğan’ın tavırlarını sevgi seli gösteren halk, Ramazan sonrasında sandığa gitmeyeceğini biliyordu. Erdoğan’ın ziyaretlerini karşılıksız beklemeden eyleme döken bu hareketleri, babacan bir tavra benzetiyordu. Şimdikiler de o yok! Servis edilen fotoğraflara baksanız dahi anlarsınız, gülüşmeler yapmacık, sofra dizaynleri yapmacık…
Sizlerin kurgu senaryolarıyla hazırladığı sofralara, o sofralara reklam ajanslarınızla gitmenize, bu aziz milletin karşılık vereceğine inanmışsanız, bu toprağın insanını tanımamışsınız. Zira Halil İbrahim Sofrası’nı en iyi bizim vatandaşımız tanır. ‘Benim iftar sofram, senin iftar sofrandan yoksul’ yaklaşımları, insani boyutumuza ve manevi Ramazan atmosferine fazla yara açmadan kapanması, hepimiz için hayırlı olacaktır.

